ben hayata tepesinden bakmaya mı alışmıştım? küçük mü görüyordum herşeyi? bindiğim balondan gördüklerim kadar mıydı bu şehir, maket oyuncaklara benzeyen yeşil otobüsler, salata kasesini andıran o stadyumlar mıydı bana bu işkenceyi yapan? yoksa kokusunu bir daha hiç alamadığım kurumuş güller mi, dokunduğumda dağılacakmış hissini veren ve bu yüzden bakabilmekle yetindiğim "sadece içten gelen" bir tebessümün hediyesi mi?
ne büyüktü.. boğazı vardı, köprüleri.. bitmek bilmez yolları, ucu bucağı görünmeyen ufukları ve en güzeli yüreğimden gitmeyen o huzuru.. ne oldu onlara? nereye gittiler? çıkan yangında kül mü oldular, batan iskelenin altında mı kaldılar? yoksa köprüden mi atladılar?
daha tramvayı kovalayıp yetişecektim arkasından. kendimi güvercinlerin ortasına atıp uçuracaktım hepsini. daha uçurtmam olacaktı benim, uçurmayı öğrenecektim. tavlada hiç sayı vermeyecektim, nargile içecektim. oltaya balık takılsın diye beklerken onlar yemleri alıp kaçacaklardı.
herkes nereye gitti?
Bilge.
19 Nisan 2009 Pazar
03 Mart 2009 Salı
kırmızıkalem
kırmızı kalemle küçük çizgili defterlere konu başlığı yazdığımız günleri hatırlayıp dudağımızın kenarında bir kıvrım oluşunca büyümüş mü oluyoruz? evet. büyüdük. tek renk yeterli oluyor artık tüm başlıklara. çocukken renkliydi hayat çünkü. renkli boya kalemleriyle doluydu kalem kutularımız. kalemtraşlarımızın bıçakları körelirdi. bir çöp tenekesi etrafında toplanıp kalem açmalarda çocukça fısıldaşıp gülümseyişler vardı ve çöp tenekesine atılanlar çöp değildi, çocukluğumuzun anılarıydı. bunu yıllar sonra büyüdüğümüzde anladık. açılan kalemlerden kalan artıkların bazıları çöp tenekesine düşerdi. bozulmamış olanlar da yıllar sonra bulunmak üzere defter, kitap sayfaları arasına yerleştirilirdi.
o yıllar evde, içinde fındık kabuğu yanan sobaların üzerinde mandalina kabuğu kuruttuğumuz yıllardı..
Bilge.
o yıllar evde, içinde fındık kabuğu yanan sobaların üzerinde mandalina kabuğu kuruttuğumuz yıllardı..
Bilge.
02 Kasım 2008 Pazar
bir nebze de istanbul'a olsun..*
* Son güneş gününe ithaf.
düşündüm de..
sanırım hep çocuk ruhumdu kaldırım taşlarında unuttuğum. üzerindeki çizgilere basmadan yürüdüğüm kaldırım taşları.. çatlayan kadehlerimden sızan taş plakların tozlu nağmeleri.. kulağıma inceden çalınan klarnet taksimleri.. bugün ne kadar da benimsin İstanbul..
ne garip.. kime neyi anlatmaya çalıştığının farkında olmadan yazar durur şu sol elim umarsızca. eskiden biriktirdiğim kağıt peçeteler, kartpostallar gibi; yazdığım kağıtlar da buruşturulup çöpe atılacaktı hiç tereddütsüz.. boş geliyor bazen yapılan edilen kafaya takılan herşey.. yazılan çizilen, yazılıp çizilmekten öteye gidemiyor çoğu zaman.
düşündüm de..
ben belki de hergün koskoca yalanlar üflüyorum her nefesimde. odam balonlarla doldu. rengarenk, cıvıl cıvıl.. çok değil, biraz, eski hayatımın önünden geçtim tekerlekler üstünde sarsıla sarsıla.. ve o an sicim gibi yağmur yağdı. ıslandım. eskidim.
Bilge.
* Son güneş gününe ithaf.
düşündüm de..
sanırım hep çocuk ruhumdu kaldırım taşlarında unuttuğum. üzerindeki çizgilere basmadan yürüdüğüm kaldırım taşları.. çatlayan kadehlerimden sızan taş plakların tozlu nağmeleri.. kulağıma inceden çalınan klarnet taksimleri.. bugün ne kadar da benimsin İstanbul..
ne garip.. kime neyi anlatmaya çalıştığının farkında olmadan yazar durur şu sol elim umarsızca. eskiden biriktirdiğim kağıt peçeteler, kartpostallar gibi; yazdığım kağıtlar da buruşturulup çöpe atılacaktı hiç tereddütsüz.. boş geliyor bazen yapılan edilen kafaya takılan herşey.. yazılan çizilen, yazılıp çizilmekten öteye gidemiyor çoğu zaman.
düşündüm de..
ben belki de hergün koskoca yalanlar üflüyorum her nefesimde. odam balonlarla doldu. rengarenk, cıvıl cıvıl.. çok değil, biraz, eski hayatımın önünden geçtim tekerlekler üstünde sarsıla sarsıla.. ve o an sicim gibi yağmur yağdı. ıslandım. eskidim.
Bilge.
30 Ekim 2008 Perşembe
"U" Dönüşü
Ben umut oldum, umut tek çare..
Sonra.. Bir tünel yuttu herşeyi.
Hiçbirşey düşünemiyor, hiçbirşey karalayamıyorum.
Defter bomboş.
Harflerin üzeri karalı.
Bir koca dağın içinde.
Beynimin kıvrımları söylenmeye hazırlanıp kurulmuş,
ve sonra söylenmekten vazgeçilmiş devrik cümlelerle dolu.
Hala neye cesaret, neye inat ki bu gözü karalık?!
En sevdiğim, en bildiğim, en güvendiğimin gözü karanlıkken..
Boşver dese üstad, bırak dağınık kalsın..
Bilge.
Sonra.. Bir tünel yuttu herşeyi.
Hiçbirşey düşünemiyor, hiçbirşey karalayamıyorum.
Defter bomboş.
Harflerin üzeri karalı.
Bir koca dağın içinde.
Beynimin kıvrımları söylenmeye hazırlanıp kurulmuş,
ve sonra söylenmekten vazgeçilmiş devrik cümlelerle dolu.
Hala neye cesaret, neye inat ki bu gözü karalık?!
En sevdiğim, en bildiğim, en güvendiğimin gözü karanlıkken..
Boşver dese üstad, bırak dağınık kalsın..
Bilge.
15 Ekim 2008 Çarşamba
Köprüden önce son çıkış
Kaçıp gittiğim yolun sonunda durup arkamdaki ayak izlerime bakmaktı şu yaptığım. Ayak izlerime bakıp, gitmeye nerden başladığımı bulmaya çalışıyordum hergün. Artık tüm soru işaretlerim bir cam fanusun içinde. Onları görebiliyorum. Artık daha da anlamlı herşey. Ayak izlerim kaskatı duruyor hala. Kuma değil, betona basmışım donmadan. Geçip gittiğim yollar bir bir gözümün önünde. Ayaklarıma batan o sivri taşlar, canımı acıtan çakıllar.. Ruhumu kanatan o tüm can acıları.. Hepsi ayak izlerimin çukurlarında gömülü.. Her mevsimin başlangıcı işte bu yüzden hüzünlü artık. Her mevsimin ilk günü zor geçiyor, zor geliyor bana..
Git(miş)tim, gideceksin. İki farklı fiil kipi.. İkisinin de ortak noktası geç kalınmış, yetişil(e)memiş bir hayatın farklı zamanlarında söylenen bitiş cümlelerinin yüklemleri olmaları. Biraz iyi düşünürsek, şimdi olsa olsa kaostan kurtuluşun sevinç nidaları olmalı. "Gaza gelip" bütün kasabayı yerle bir eden coşkun bir deniz gördünüz mü? Ben gördüm. Kabus değildi.
Cam fanus doldu.
Nihayet.
Bilge.
Git(miş)tim, gideceksin. İki farklı fiil kipi.. İkisinin de ortak noktası geç kalınmış, yetişil(e)memiş bir hayatın farklı zamanlarında söylenen bitiş cümlelerinin yüklemleri olmaları. Biraz iyi düşünürsek, şimdi olsa olsa kaostan kurtuluşun sevinç nidaları olmalı. "Gaza gelip" bütün kasabayı yerle bir eden coşkun bir deniz gördünüz mü? Ben gördüm. Kabus değildi.
Cam fanus doldu.
Nihayet.
Bilge.
14 Ekim 2008 Salı
Güne ağlayarak başlayan kız, gülerek devam ettirdiği günü kahkahalar atarak bitirdiğini düşünürken nasıl tekrar gözyaşları içinde güne nokta koyar? a l t ı n d a n ç ı k t ı ğ ı e n k a z a b a k a r a k . .
-ve mutlu son-
12 Ekim 2008 Pazar
Yasemin
Hayatımda ilk defa bir cenazeye katıldım. Şehir merkezinin göbeğinde ilk kez gittiğim bir cami avlusu.. ilk kez gördüğüm başörtülü kadınlar, yaşlı adamlar.. Etraftan gelen minibüs kornaları ile insan uğultusunu delip geçen bir acı sessizlik.. Çaresizlik içinde olan bitkin bedenler.. ve gözümün önünden gelip geçenler arasından gördüğüm ve sadece bakabildiğim tabut..!
Musalla taşının üzerinde öylece duran o tabutun kimlerin canını ne kadar yaktığını kimse biliyor muydu acaba? Yoldan geçen sıradan bir vatandaş olsam belki bunun farkında olmazdım ama o an o cami avlusunda o acıyı o kadar çok hissettim ki.. Bir anneydi o tabutun içindeki merhume.. Bugüne kadar evlatları için yaşamış, belki canını bile onlar için feda edebileceğini düşünmüş bir anne.. ve o an kendi canlarını anneleri için feda edebileceklerini düşünen evlatları onun için ağlıyordu. Bu acının tarifi var mıydı? Daha önce hiç yaşamadığım bir duygunun anlamını soruyorum şimdi. Bir tabutun yanına gidip içindeki cansız bedenle seni duyuyormuşçasına konuşmak nasıl bir duyguydu?
Bilge.
08.10.2008
Musalla taşının üzerinde öylece duran o tabutun kimlerin canını ne kadar yaktığını kimse biliyor muydu acaba? Yoldan geçen sıradan bir vatandaş olsam belki bunun farkında olmazdım ama o an o cami avlusunda o acıyı o kadar çok hissettim ki.. Bir anneydi o tabutun içindeki merhume.. Bugüne kadar evlatları için yaşamış, belki canını bile onlar için feda edebileceğini düşünmüş bir anne.. ve o an kendi canlarını anneleri için feda edebileceklerini düşünen evlatları onun için ağlıyordu. Bu acının tarifi var mıydı? Daha önce hiç yaşamadığım bir duygunun anlamını soruyorum şimdi. Bir tabutun yanına gidip içindeki cansız bedenle seni duyuyormuşçasına konuşmak nasıl bir duyguydu?
Bilge.
08.10.2008
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


